• ENGİN ARDIÇ son köşe yazısı

    Burjuvasını sevdiğimin memleketi

    Burjuvasını sevdiğimin memleketi

    Türkiye'nin çok önemli sorunları vardır.
    (Kötü bir yazı başlangıcı.)
    Terör, işsizlik, enflasyon, Kılıçdaroğlu falan mı diyeceksiniz?
    Yanıldınız.
    Türkiye'nin önemli bir sorunu, Türk basınından anlaşıldığı üzere, "Menemene soğan konur mu konmaz mı" tartışmasıdır.
    Saçı sakalı ağarmış, karta kaçmış ünlü yavşaklar bu konuda kıyametleri koparıyorlardı...
    Şimdi buna çok vahim bir mesele daha eklendi:
    "Lahmacun, Papermoon adabına uygun mudur değil midir?"
    Bundan ilk önce ne anlarsınız?
    Papermoon'un bir "adabı" olduğunu, değil mi?

    ***

    Bundan yirmi iki yıl önce... Cem Uzan beni televizyon yorumculuğundan almış, "Gazete çıkaracağım, orada yazarsın" demişti.
    Gerçekten gazete çıkaracağını sanmıştım, "tabloid" çıkaracağını tahmin edememiştim.
    Boşta sayılırdım, evde sıkılmıştım, akşamları kendimi Papermoon'a atar olmuştum.
    Papermoon yeni açılmıştı, İstanbul'un en fiyakalı ve en pahalı lokantasıydı... Bu konuda bayrağı Şamdan'dan devralmıştı...
    Yemekleri pahalı geldiği için barına takılıyor, açlığımı da içkinin yanında çerez niyetine verdikleri "bruschetta" ile gideriyordum.
    Koyun sürüsü gibi günün gözdesi bir lokantaya akın eden, sonra birdenbire orayı terk edip hürp diye bir başkasına yelken açan burjuvalarımız da oradaydılar.
    Girmek her babayiğidin harcı değildi, kapıda birtakım "bouncer" kılıklı adamlar geleni gideni dikkatle süzer, ya ses çıkarmaz ya da engel olurlardı. "Şöhretime binaen" beni kabullenmiş görünüyorlardı.
    Gerçek anlamda bir burjuva olan rahmetli Mustafa Koç'un beni her gördüğünde ayağa kalkıp selam verdiğini hatırlarım. O zamanlar AK Parti bile henüz kurulmamıştı, İstanbul sermayesiyle papaz olmamıştık...
    Eh, bu bir "adap" meselesiydi.
    Lakin, bu çok fiyakalı ve çok pahalı lokantanın bir "vestiyer servisi" yoktu.
    Vestiyere kimse bakmıyordu.
    Paltolar bir masanın üstüne atılıyor, gecenin ileri saatlerine doğru otuz-kırk paltoluk bir yığın oluşuyordu...
    İtalya'da da böyle miydi acaba?
    Giderken çoğu zaman paltonuzu kendiniz arayıp buluyor, o yığının bir kısmını da devirmek zorunda kalıyordunuz. Ama birdenbire orada "bitiveren" bir çocuğa da bahşiş vermek gerekiyordu tabii. Bunu hiç kaçırmazlardı.
    Eh, bu bir adap ama nerenin adabıydı acaba? Yıllar var ki uğramadım... Hem içkiyi bıraktım hem serseriliği... Şimdi Papermoon, Bodrum'da şube açmış. Mönüde lahmacun da varmış. Doksan papel.
    Olabilir, sonuçta o da "Turkish pizza"...
    İstanbul'da gene o sıralar Levent'in ellili yıllardan kalma "müstakil" evlerini burjuva lokantasına çevirme modası vardı.
    Bunlardan birinde "pizza mista della Mare Nera" yediğimi hatırlarım.
    "Karışık Karadeniz pidesi" demek oluyor! Tam tercüme.

    ***

    Papermoon'un unutamadığım özelliklerinden biri, erkekler tuvaletidir (kadınlar tuvaletini bilecek halim yok ya...)
    İnanılmaz derecede pisti.
    Adını vermeyeceğim bazı anlı şanlı burjuvalar işlerini gördükten sonra sifonu çekmeden gidiyorlardı.
    "Pisuvarlara" yaklaşmaya korkuyorduk.
    Parayla iş bitmiyordu demek ki.

    ***

    Şimdi "Lahmacunun yanında Toscana şarabı içilir mi?" sorusu kafaları kurcalıyormuş.
    Basınımızın Cihangir çocukları bir yandan New York özlemleri çekerken bir yandan da müşterileri olan kitleye "tuvalet adabı" öğreten yazılar yazsalar da, Papermoon'un da bir adabı oluşsa...
    Taharetlenmekten başlayabilirler.
  • Diğer Yazarlar:

  • ENGİN ARDIÇ
  • MEHMET BARLAS
  • OKAN MÜDERRİOĞLU