Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK), piyasaların merakla beklediği faiz kararını açıkladı. Buna göre, banka politika faizini 625 baz puan artırdı. Böylece politika faizi (bir haftalık repo faizi) yüzde 17.75'ten yüzde 24.00'e çıkmış oldu. Ekonomistler Merkez Bankası'nın faiz kararını değerlendirdi.

GÜVEN VERİCİ BİR ORTAM YARATILDI

İntegral Yatırım Araştırma Uzmanı Eda Karadağ, “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) beklenen eylül toplantısı sonuçlandı. Merkez beklentilerin üzerinde bir hamle ile politika faizini 625 baz puan yükseltti. Haftalık repo ihalesi açmayan Merkez Bankası, son dönemde gecelik borçlanma faizinden piyasayı yüzde 19.25’ten fonluyordu. Dolayısıyla, yüzde 19.25’e bakıldığında, reel anlamda bugün 475 baz puanlık bir faiz artırımı yapmış oldu. Piyasaların önünde olan bir adım olduğu gibi güven verici bir ortamı da yarattığını söyleyebiliriz. Bu hamlesiyle de Merkez Bankası büyümeden daha çok enflasyonu tercih ettiğini göstermiş oldu” dedi.

Karadağ değerlendirmelerine şunları ekledi: “Aynı zamanda, enflasyonun gelecek aylarda da yükselmesini beklediğini de bu ay ki faiz kararına yansıttığını da düşünüyoruz.
Karar metnine bakıldığında, enflasyon konusunda ciddi risklerin olduğuna değinilmiş ve Kurul’un fiyat istikrarını desteklemek amacıyla güçlü bir parasal sıkılaştırma gerçekleştirmesine karar verildiğine değinildi.

Kararın ardından yayınlanan bir başka duyuruya bakıldığında da, Merkezin yarından itibaren haftalık fonlama yapılacağını da duyurmuş oldu. Teknik bir açıklama olması fiyatlamalar açısından yeni bir hareket yaratmadı. Yarından itibaren Merkez yüzde 24’ten haftalık repo ihalesi açmaya başlayacak.”

BEKLENENDEN DAHA “ŞAHİN” BİR HAMLESİ GERÇEKLEŞTİ

GCM Menkul Kıymetler Araştırma Uzmanı Enver Erkan, “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 1 haftalık repo oranını 625 baz puan artırarak yüzde 24’e yükseltti. Piyasalardaki dolaşan anketler birbirinden farklı beklentiler içeriyordu, ancak ortalama olarak 300 baz puan civarında bir faiz artışı beklentisi olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla, beklenenden daha “şahin” bir politika hamlesi gerçekleştiren bir Merkez Bankası görüyoruz” şeklinde değerlendirdi.

Erkan şöyle devam etti: “Merkez Bankası’nın faiz kararlarının TL’ye rekabetçilik kazandırabileceği öngörülebilir. Enflasyona karşı önden yüklemeli bir faiz artırımı olarak da değerlendirebiliriz, çünkü eylül ve ekim aylarında da yüksek gelmesi beklenen aylık enflasyon, yıllık enflasyonu yüzde 20 bandı üzerine taşıyabilir. Bu bakımdan Türkiye’nin gelişmekte olan ülke piyasalarıyla rekabet edebilmesi ve ülkeye kısa vadede döviz girişi sağlanması bakımından reel getirinin artırılmış olması olumlu… TCMB aynı zamanda, piyasanın beklediği oranın daha üzerinde bir faiz artışı yaparak yatırımcıya da mesaj vermiş oldu.

Merkez Bankası’nın diğer politika araçları olan gecelik borçlanma ve borç verme faizleri, politika faizindeki artışla beraber sırasıyla yüzde 22,50 ve yüzde 25,50 oldu. Geç likidite penceresi faiz oranı ise yüzde 27’ye yükselmiş oldu. Merkez Bankası açısından bu yıl faizlerin getirildiği seviyeler bakımından bir sıkılaştırma yılı oldu. Enflasyonda süregelen yukarı yönlü riskler ve artan döviz kurlarının bu riskleri artırması, bunun yanı sıra artan ABD faizlerinin genel olarak gelişmekte olan ülke piyasaları üzerinde negatifliği artırması çerçevesinde bu sıkılaştırma ihtiyacı meydana geldi. Belirttiğimiz riskler devam ettiği sürece de, özellikle enflasyon görünümü belirgin bir şekilde iyileşmediği sürece Merkez Bankası para politikasını sıkı tutacak. Bu ibarenin ve “gerekli olduğu takdirde ilave sıkılaştırma yapılabileceği” ibaresinin Merkez Bankası politika açıklamasında yer alması önemli… Merkez Bankası, gerçekleştirmiş olduğu faiz artırımı ile beraber proaktif bir hamle yapmış oldu.

Uygulanan parasal sıkılaşma ile beraber, büyüme hikayesinin 2018 için sonuna geldiğimiz düşünülebilir. Yüksek faiz ortamı ile beraber baskılanan iç talep ve döviz kurlarının ekonomik aktivite üzerindeki olumsuz etkisi, aynı zamanda artan ithal maliyetleri çerçevesinde hem ithalat yapmanın, buna bağlı olarak da üretim yapmanın maliyetli hale geldiği ortamda yılın ikinci yarısında düşük büyüme oranları göreceğiz. Ekonomide algı fiyat istikrarı üzerinden yürüyor ve çift taraflı bir etki söz konusu olmaya başladı. Faizle beraber güven ortamının sağlanması da oldukça önemli...

İlk etkiler elbette TL açısından pozitif oldu ve kurun 6.00 TL seviyelerine doğru gerilemiş olduğunu görüyoruz. Ancak bu bant görüldükten sonra 6.20 TL seviyelerine doğru tepki gerçekleşmiştir. Henüz kurda kalıcı gerilemeden bahsetmek için çok erken olduğunu görüyoruz.”