İki günü kalan Ocak ayında tüm geleneksel yatırım seçenekleri güçlü değer artışlarına imza attılar. Altın % 14 Euro % 12 Dolar % 10 değer kazanırken borsa da % 7 primle onları takip ediyor. Buram buram yüksek enflasyon kokan bu hal tahvil faizlerinin % 11,50 civarında kalmasına neden oldu. (29 ocak)

Bugün Pusulada Şubat nasıl geçer ? Kol kola yine tüm finansal seçenekler yükselir mi yoksa bu birliktelik yerini ayrı yönlere sapmaya mı bırakır sorusuna yanıt arayacağım.

Kasım sonunda 72.000 puana kadar gerileyen ve geçen haftayı 84.000’e yakın tamamlayan borsa ile başlayalım. Yükseliş sürer mi sorusuna yanıt aramak içinde önce endeks neden yedi haftada % 17 değer kazandı sorusunun yanıtına bakalım.

BORSA İSTANBUL

Bana sorarsanız bu rallinin lokal bir faktörle ilgisi yok. Ne Türkiye iki ay öncesinden daha farklı bir noktada ne de Türkiye ekonomisi. Beklentilerin görece olumlu veya daha az olumsuz yöne evirildiği bir gerçekle de karşı karşıya değiliz.

Hatta geçen senenin ikinci yarısında yığılan ekonominin ocak ayında daha belirgin problemler ile karşı karşıya olduğunu söylemek içinde kahin olmak gerekmiyor.

Henüz açıklanmamış olsa da benim sahadan aldığım bilgiler pek çok sektörde Ocak satışlarının zayıf kaldığına ve küçük & büyük pek çok şirketin zorlandığına işaret ediyor.

Borsada son iki ayda yaşanan rallinin dört sebebi olduğunu düşünüyorum.

1-    Kasım ayında endeksin savrulduğu 72.000 seviyesinin bir aşırılaşma adresi olması
2-    Ocak bütününde dünya genelinde borsaların değer kazanması
3-    Dolar bazında oluşan iskontonun ocak ayı içinde daha da artması
4-    BIST’de önceden açığa satanların yukarı momentum belirginleşince alıma yönelmesi

Küresel olarak borsaların ailece değer kazanmasının arkasında ekonomik toparlanmanın sürmesinin yanında iki gerekçe daha var. İlki yeni yıl ile birlikte doların dünya genelinde paraşütlü değer kaybı yaşaması. 2017 yılına 103.8 ile başlayan dolar endeksi geçen haftayı % 100,5 ‘de tamamladı.

Gerek bu hareketin sağladığı motivasyon gerek ise yeni yıl demek yeni pozisyonlar & umutlar demek psikolojisi küresel borsalara para girişi sağlıyor.

Her ülkeye kendi para birimi cinsinden bakarsak Ocak ayında borsa endekslerinde ortalama % 4 değer artışı yaşandı. BIST’in % 7 ile bu klasmanda üst sıralarda yer alması göreli iskontodan ziyade TL’deki sert değer kaybından kaynaklanıyor.

Çünkü dünya genelinde hemen her ülkede işlem yapan fonlar borsa endekslerine ve şirket değerlerine öncelikle dolar bazında bakıyorlar.

Türk Lirası ocak ayında % 10 değer kaybettiği için bizim TL bazında gördüğümüz prime karşın yabancı nezdinde BIST ocak ayında artmamış hatta değer kaybetmiş bir borsa.

Yukarıdaki tabloda daha kolay görebileceğiniz üzere BIST gerek haftalık gerek aylık gerek ise son bir senelik performansta son sıralarda seyrediyor.

Dolar bazında borsa endeksleri son 52 haftada ortalama % 30 değer kazanırken BIST % 12 kayıpta. Ocak özelinde endeksler % 7 prim kaydederken BIST % 2 ekside.

Ne yani USDTRL yükselmese BIST ocak ayında 84.000 puana ulaşamaz mıydı diye soran okurlar olabilir. Bence yine yükselebilirdi. Ama bu haliyle ( dolar bazında artamayarak ) yaşanan yükseliş hem yabancının kara geçmesini engelliyor hem de yeni girişler adına en azından fiyat bazında cazibenin sürmesini sağlıyor.

Ocak ayında dolar Türkiye’de de düşse ekonomi toparlanmaya başlar, şubat-mart enflasyon beklentileri aşağı gelir borsa da bu setten muhtemelen yine aynı ölçüde pozitif etkilenirdi.

DÖVİZ CEPHESİ

Yukarıda uzun uzadıya TL’deki negatif ayrışmayı borsaya etkisi itibarı ile işledim. İyi de TL neden negatif ayrışmaya devam ediyor ?
TCMB her ne kadar haftalık politika faizine dokunmadıysa da diğer kanallar üzerinden faizi 200 baz puan kadar yükseltti. Ocak ayının başında % 8,3 olan ortalama TCMB fonlama faizi geçen Cuma % 10,3’e yükseldi. % 8’de sabit bırakılan haftalık politika faizi ise kullanılmıyor. Yani Merkez bu oran ile piyasaya para vermiyor.

Buna rağmen dolar geçen hafta dünyada ortalama % 0,5 değer kaybederken Türkiye’de % 2,8 değer kazandı. Bu sert negatif ayrışmada FITCH beklentisi etkili olduysa da diğer neden önceki yazılardan birinde paylaştığım yabancı bakış açısıyla ilgili.

Yabancılar ile düzenli görüşen bir kontağım bir sene kadar önce bir küresel fon yöneticisinin kendisine anlattıklarını bana söylemiş ben de sizlerle paylaşmıştım. Önemine istinaden yinelemek istiyorum.

“Türkiye dahil yedi gelişen ülkeye yatırım yapıyordum. Ama baktım ki Türkiye vaktimin 5/7’sini almaya başladı. Türkiye pozisyonlarımı kapattım. Artık ülkenize yatırım yapmıyorum “

Bazen karmaşık görünen sorunların sebebi bu kadar basittir. Elbette siyasi belirsizlik, güvenlik kaygısı, kronikleşen güven kaybı artan enflasyon ve benzeri pek çok sebep sıralayabiliriz.

Ama yabancıların Türk Lirasına ilgi göstermiyor olmasında bir neden de faiz politikamızın son derece karmaşık olması. TL faizinin günlük bazda değişmesi. O gün ne olduğunun gün içinde açıklanan dört ayrı veriyi takiben ortaya çıkması. Yarın ne olacağının bilinmemesi.

Doğrusu ben geçen hafta da paylaştığım üzere TCMB’nin sadeleştirme politikasından ödün vermeyip politika faizinde 100 baz puanlık bir artırıma gideceğini ve bunun da TL’deki negatif ayrışmayı sona erdireceğini düşünüyordum.

Farklı bir yol benimsendi ve şubat – mart enflasyonlarının hızlanması riski oluştu. Kur yükseldikçe ekonomik aktivite üzerindeki baskı daha da artıyor. Hal böyle olunca da TL üzerine öngörü geliştirmek daha da güçleşiyor.

Yatırımcı bizden finansal hava durumunu önceden vermemizi istiyor. Bunun için yazılara zaman ayırıyor. Yapabildiğim Asya’dan Avrupa’dan Amerika’dan gelecek hava dalgalarını tahmin edip yağış var veya yok diyerek sizlerle paylaşmak.

Dolar dünyada düşerken Türkiye’de yükseliyorsa bunu önceden en azından benim tahmin etme imkanım yok.

Sonuç: Geride kalan üç ayda dolar dünyada ortalama % 2 yükselirken Türkiye’de % 25 değer kazandı. Şu anda 3,20 olabilecek iken USDTRL 3,87.

Bu farkın en azından yarısının sene içinde kapanma ihtimali güçlü şekilde masada. Ama hangi vadede nasıl bir senaryo ile olur ?

Türkiye gurbetçi futbolcumuz Emre Mor gibi. Topla sağdan mı gider sola mı çeker ileri mi atar kestirmek için finans bilimi yetersiz kalıyor. Yaşayıp göreceğiz.

Okurların bilmesini istediğim tek şey, yaygın kanının aksine döviz almak örtülü riskler içermeye devam ediyor ve TL ‘nin geri dönüşü gerçekleşirse bu beklenmedik bir zamanda ve beklenmedik bir hızla yaşanacağa benziyor.

STRATEJİ

Borsada fırsatlar ve riskler bence artık dengeli. 2017 ilk yarısında 86.500 – 88.000 bandının var olan şartlarda aşılmasının güç olduğunu aşağı yönlü hareketlerin de 79.000 ile limitli kalabileceğini düşünüyorum. Yıl içinde major pozitif gelişmeler 93.000 güçlü negatif gelişmeler 75.000 civarını rotaya sokabilir.

Major şartları bir kenara bırakırsak kısa vadede endekste her iki yöne marjın 4,000 puan ile kısıtlı olduğunu düşünerek pekala strateji üretebilir, düşüşlerde masanın altına saklanmak yerine alıcı yükselişlerde hisselere aşık olmak yerine satıcı olabiliriz.

FITCH ve S&P major bir haber değil. Hafta başında limitli negatif etki göstermeye aday olsa da trend yaratacağını düşünmüyorum.

Şubat ayının trend belirleyicisi olabilecek dışsal faktör ABD veri seti.

Evet hemen her gün ABD’de veri açıklanıyor. Ancak bu Çarşamba gelecek ISM imalat ile Cuma açıklanacak ISM hizmet ve istihdam veri seti bir aylık takvim diliminin en önemli ekonomik aktivite göstergeleri.

Beş haftadır değer kaybeden ve geçen haftanın ikinci yarısında dengelenme işaretleri ortaya koyan dolar endeksi seyahat yörüngesini bu verilerden ilham alarak oluşturacaktır.

Ocak ayında borsaların dünya genelinde yükselişinde etkili bir faktör olan dolar endeksindeki gerileme yerini yukarı yönlü bir gezintiye bırakırsa pekala ABD dışı tüm hisse marketleri bu rüzgardan negatif yansıma bulur.

Aksi olur ve veriler beklentileri karşılayamazsa dolar endeksindeki gerileme 97.50 ‘ye kadar devam edebilir ve gelişen ülke borsaları bu durumdan pozitif etkilenir.

Eral KARAYAZICI

Ons altında 1.220 ‘den başlayan geri çekilme 1.150 – 1.160 civarında son bulur ve ibre yeniden yukarı döner mi yoksa aşağı yönlü salınım 1.100 civarına kadar mı sürer sorusunun yanıtı da bu veri setinde saklı.

Türkiye özelinde ise pozitif veya negatif güçlü etkiler gösterebilecek başlık Suriye olmaya devam edecek. Trump hızlı başladı ve Şubat boyunca yeni ABD yönetiminin Suriye politikasına yönelik sinyaller ile karşılaşacağız.

Rusya, Türkiye ve ABD önümüzdeki haftalarda bu konuda kıran kırana bir pazarlığa oturacağa benziyor. Bu süreç ABD-YPG flörtüne son verecek veya yumuşatacak biçimde gelişirse yurtiçi marketlerde güçlü yansıma bulacaktır.

Tahvil cephesi ile noktalayalım. Geçen hafta paylaştığım görüş geçerliliğini koruyor. Yüksek enflasyon verileri ile gerek 10 gerek 2 yıllık tahvilde % 12,25 – 12,50 bandının test edilmesi riskinin varlığını koruduğunu ve gerçekleşmesi durumunda yabancıların bunu çekici bir alım fırsatı olarak değerlendireceğini düşünüyorum. Haftaya buluşmak dileği ile...