Bankacılık sektöründe kısa ve orta vadede beklentiler neler? Kârlılıkta sürdürülebilirlik ne durumda? Sermaye yeterliliği iyi bir seviyede mi? İşte cevapları...

2001 krizi sonrası alınan önlemler sonucu güçlenen bankacılık sektörü bugün aktif büyüklüğü 2 trilyon liraya ulaşan ve ekonomik büyümeye yön veren bir yapı haline geldi. Geçmişe oranla çok daha yüksek bir oranda kredi veren ve reel kesim ile çok yakın etkileşim içinde olan bu sektörün karlılığı ve performansı ekonomi için vazgeçilmez durumda.

Forbes Dergisi'nden Burak Saltoğlu'nun haberine göre 2002'den sonra bankacılık sektöründe çok önemli bir değişim yaşandı ve toplam aktiflerde bono tahvil gibi menkul kıymetler yerini kredilere bıraktı. Dolayısıyla bankacılık sektörü ekonominin çok daha içine girdi ve 2017 itibari ile bankacılık aktiflerini yüzde 63'ü kredilere verildi.

Reel faizlerdeki düşüş ve Hazine'nin borçlanma gereğinin azalması, bankaların tahvil ve bono tutmak yerine kredilere yönelmesi menkul kıymetler cüzdanının aktiflere oranım yüzde 13'lere kadar düşürdü. Bu süreçte milli gelir de büyüdü ve kredilerde ciddi bir geri ödenmeme sorunu yaşanmadı. Son dönem resmi takibe dönme oranları yüzde 3'lü seviyelerinde seyrediyor.

BANKACILIKTA KARLILIK

Özellikle son dönemde ekonomide yaşanan olumsuz gelişmeleri aşmak için alınan kısa vadeli önlemler banka karlılığına önemli bir katkı sağladı. Kredi Garanti Fonu (KGF) ve diğer bazı önlemler kredi büyümesini ciddi anlamda artırdı. 2017 başından itibaren de banka hisseleri ciddi anlamda artış sağladı. Buna kısa vadeli karlılık etkisi de eklenince olumlu bir süreç yakalandı. Bu sürecin kısa vadede küresel koşulların da etkisi ile devamı beklenebilir. Ancak Banka karlılığının gelecek yıllarda da devam edebilmesi için bazı şartların yerine gelmesi şart. Özellikle KGF uygulamasının sona ermesi ile kredi büyümesinde tekrar yavaşlama gerçekleşebilir. Ayrıca hızlı kredi dağıtımını sonucu ortaya çıkan mevduat faizlerindeki artış, banka faiz marjını azaltıp karlılığı azaltan unsurlar arasında yer alabilir.

Türk bankacılık kesiminde kredi/mevduat oranı 2002'de yüzde 40 gibi bir seviyede iken 2017'de bu oran yüzde 125'lere ulaşmış durumda. Gelinen seviye, bankacılığın sağlıklı sayılabilecek çekirdek yükümlülükler dışında görece daha riskli borçlanma alternatiflerine yönelmesine neden olabilir. Bu etkiyi kısa vadede artan mevduat faizlerinde görebiliyoruz. Bu maliyet artışı karlılığı sınırlıyor. Ayrıca alman bazı teknik önlemlerin, geri ödenmeyen kredilerin oranını maskelediği bu yüzden de gerçek kredi riskinin tam olarak görülmediğini söyleyebiliriz. Küresel şartların bozulması durumunda bu tür riskler ilerde belirginleşebilir. Bu da uzun vadede karlılıkta risk yaratabilir.

Dünyanın en büyük 1000 bankasının 2015 itibari ile kredi/mevduat oranını yüzde 88'lere çekmesinin nedeni biraz da küresel riskleri önlemeye yönelik bir hamle olduğunu unutmamak gerekiyor.

GÜVEN KORUNMALI

Türk bankacılığının şu anki sermaye yeterliliği yüzde 15-16 gibi iyi sayılabilecek bir seviyede. Ancak küresel kriz sonrası diğer ülkeler bu seviyelere ulaştı. BASEL III uygulamaları da 2019'da minimum sermaye yeterliliği rasyolarını (SYR) yüzde 8'den yüzde 10,5'e çıkacak. Bu nedenden dolayı Sektör için 2002-2017 arasında bahsedilen yüksek SYR'ye sahibiz söylemi bu son düzenlemelerle artık eskisi kadar güçlü bir hikaye değil.

2002 düzenlemeleri ile sağlamlaştırılan bankacılık sektörü 2008 krizinden etkilenmemiş ve hala önemli bir kar üretmeye devam ediyor. Ancak karlılığın 2018 ve devamında sürekliliğini sınırlayacak makroekonomik ve küresel düzenleme riskleri var. Bu nedenle enflasyonun indirilerek faizlerin makul seviyelere gelmesi için gerekli önlemlerin sürdürülmesi önemli. Diğer yandan bankacılık riskliliğini artıracak menkul kıymetleştirme vs. gibi konuların çok teknik ve planlı bir şekilde tartışılması önem kazanıyor. Son 15 yılda sektör için tesis edilen güveni korumak oldukça önemli.